Azize Ceren AVCU

Azize Ceren AVCU

avcuazize@gmail.com

DİKKAT! ALGI OYUNLARI BUNLAR…

DİKKAT! ALGI OYUNLARI BUNLAR…

Azize Ceren AVCU

“Çarşıya çıkıyorum hiçbir şey yapmıyorum fakat bir de bakıyorum ki 50 TL’yi harcayıvermişim.”

Alışveriş listesinin dışına çıkmamayı başaran kaç kişi var?

-Kaldı ki alışveriş listesi hazırlayan kaç kişiyiz şunun şurasında?

Günlük hayatımızda kullandığımız ürünleri alırken nelere dikkat ediyoruz! Reklamlarda gördüğümüz ürünler alışveriş yaparken tercihimizi etkiliyor mu ya da etkilediğinin farkında mıyız?

Bir hafta boyunca sabırsızlıkla yeni bölümünü beklediğimiz, fanatiği olduğumuz dizide oyuncuların kullandıkları ürünler biz farkında olmadan algımıza yerleştiriliyor. Psikoloji, bu duruma isim bulmakta gecikmemiş: “Subliminal!”

Başka gözle tekrar izleyelim…

Çok sevdiğimiz dizileri önce merakımızı gidermek için kilitlenip izleyelim. Daha sonra aynı bölümü bir de medya analizi yaparak inceleyelim. Bakalım hayranı olduğumuz oyuncular bize hangi ürünleri aldırmaya teşvik ediyor?

Dizilerde en yakışıklı erkeğin ya da en güzel kadının kullandığı araba modelleri, giysiler, takılar;  beyaz eşya ürünleri farkında olmadan beynimizin bir bölümüne kaydediliyor. Birkaç zaman sonra bu ürünlerden birisine ihtiyaç duyduğumuzda algımız bizi dizide izlediğimiz markalara yönlendiriyor. Biz bu durumun bilincinde olmuyoruz.

Dizi izlerken, yolda yürürken, markette alışveriş yaparken ya da sadece can sıkıntısından dolaşırken aslında beynimiz pek çok markayı, markayı temsil eden rengi ve logosunu oluşturan sembolü kaydediyor.

İşte “alışveriş çılgınlığı”nın farkında olmadığımız sebebi de budur.

Peki, bu çılgınlıktan nasıl kurtuluruz?

Öncelikle bize empoze edilmeye çalışılan mesajların farkına varmak bizi muhtemel alışveriş çılgınlığından ve marka bağımlılığından kurtaracak ilk anahtardır.

Bir ürüne ihtiyaç duyduğunuzda almadan önce aklınıza ilk gelen ünlü bir isim ve çalıştığı marka ya da dizi ismi geliyorsa bir kere daha düşünün. Sıfır beden bir mankenin, oyuncunun reklamda kullandığı ürün aslında hiçte size göre olmayabilir.

Peki marketlerde durum farklı mı?

Düşünün şampuanınız bitti ve almak için markete girdiniz. Şampuan reyonuna giderken hangi ürünleri görüyorsunuz, hangi ürün hangi reyona yerleştirilmiş nedenini hiç düşündünüz mü?

Genellikle daha kurumsal diyebileceğimiz marketlerin girişinde biz müşteriler çok oyalanmadığımız için genellikle promosyon ürünler konulur.

Daha sonra bizleri dergi, kitap, DVD vb. rahatlatıcı ürünler karşılar ve bizler kendimizi rahatlamış hissedip daha çok alışveriş yapmaya yöneliriz farkında olmadan. Ve işte rahatladıktan sonraki ilk durak: Meyve, sebze ve ıvır zıvır yiyecekler… Ee boşuna değil tabi karnımız doyacak ya aldıklarımızı sorgulamayız. Süt, yumurta gibi temel ihtiyaçlar en ücra köşede bizi beklerler çünkü onlar temel ihtiyacımız zaten satılacak. Hele o kek, pasta, ekmek satan marketlerdeki muhteşem tazelik kokusu… Nasıl da severiz kokuya yönelmeyi. Belki de dünden kalan (en iyi ihtimalle) ürünleri ısıtıp koku yayıyorlar ortama bizde “Ohh mis gibi koktu!” diyerek düşüyoruz tuzağa…

Ya o renklerle bize oynanan oyun!

Çok açıktınız ve yemek yiyeceksiniz bulunduğunuz yerde gözle görebileceğiniz bir sürü restoran var. Nerde ne yiyeceğinize nasıl karar veriyorsunuz, tercih ettiğiniz yerde ne kadar süre kalıyorsunuz ve ne kadar harcama yapıyorsunuz hiç düşündünüz mü?

Hadi gelin sizlere biz müşterilerin algısıyla nasıl oyun oynandığını anlatayım…

Kırmızı: Tutku ve enerjinin rengi!

Bu renk bizleri satın almaya iştah açmaya teşvik eder. Ayrıca bir süre sonra çok boğar ve itici hale gelir. Yani restoranı görürüz, açlığımızı daha yoğun hissederiz ve satın alma eylemine geçeriz. Yemeğimiz bittikten çok kısa süre kalkmak isteriz. Çünkü farkında olmadan kırmızı bizi iter; dünyaca ünlü yemek markaları bu rengi çok tercih eder.

Turuncu: Kalite, sempati, iyi niyetin rengi!

Bu renk bize kırmızıya paralel bir şekilde iştah açar ve satın almamızı sağlar. Fakat kırmızıdan ayıran özelliği yemek yerken bizi sohbete sürükler daha çok zaman ve daha çok para harcarız.

Yeşil: Güvenin rengi!

Güven deyince tabi bankalar hemen göz koyarlar bu renge. Aynı zamanda sağlığı vurgulayan bu renk organik ürün markalarında ve hastanelerde oldukça sık kullanılır.

Sarı: Geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin rengi!

İlk önce dikkatimizi çekmeyi başaran sarı hemen ardından satın alma eylemini gerçekleştirip bizleri oradan uzaklaştırır.

Mavi: Bağlılığın, güvenin rengi!

Teknoloji markaları bu rengi kullanmayı çok sever çünkü mavi bu ürünlerin satışını arttırmak için avantajdır. Gıda sektörü bu rengi kullanmamaya dikkat eder. Çünkü doğada mavi yiyecek yoktur. Bu yüzden yemek yeme güdümüzü engeller.

Pembe: Sıcaklığın, rahatlığın, umudun rengidir!

Mağazalardaki çalışanlar biz müşteriler kendimizi rahat hissedip daha çok alışveriş yapabilelim diye pembe üniforma tercih ederler. Aynı zamanda pembe çocuk rengidir. Çocuk oyuncak, çocuk giyim mağazaları bu rengi tercih eder. Özellikle kız bebeklerle bütünleşmiş bir renktir pembe. Umuda çağrışım yapan pembe, hayırsever kurumlar tarafından da çok kullanılır.

Siyah: Prestij, lüks, zarif, güç, tutku…

Bu renk kaliteli ürün imajı vermek isteyen markaların favori rengidir. Zarifliğiyle dikkat çeken siyah ambalajları daha kaliteli gösterip satın almaya teşvik ederken; lüks, prestij ve tutku etsiyle üst sınıf araba markalarının tercih edilenidir.

Beyaz: Temiz, dürüst, istikrar!

Beyaz eşya, banyo malzemeleri temizlik algısı oluşturan bu rengi kullanmaya bayılırlar. Öyle olacak ki “beyaz eşya” kavramı ortaya çıkmış. Siyasi partiler de dürüstlük ve istikrar sağlayan bu rengi tercih ederler.

Kahverengi: Dayanıklılık, sadeliğin rengi!

İnsanı hareketlendiren bu renk, fastfood restoranların iç mekanlarında kullanılır. Kahverenginin aşırı kullanımı donuk bir etki yaratır ve insanı sıkar. Bu yüzden fastfood restoranları bu rengi biz müşterilerin oturma süresini azaltmak için kullanır. Aynı zamanda tarım ürünlerinin bir numaralı tercihidir.

“Bakmasını bilenler, çok şeyler görürler.” Demiş Yogi Berra. O halde bakmayı bilelim. Gördüğümüz, duyduğumuz, izlediğimiz hiçbir şey boşuna değil. Algı operasyonunda tutuklanmamak için eleştirelim, sorgulayalım, inceleyelim…

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar