Aydın AKTAY

Aydın AKTAY

aydinaktay@sakarya.edu.tr

YERLİ BEYAZ ERSUN İLE KOCH BEYAZI ALİ'NİN FENERBAHÇESİ

YERLİ BEYAZ ERSUN İLE KOCH BEYAZI ALİ'NİN FENERBAHÇESİ

Aydın AKTAY

“Fenerbahçe, Türkiye’dir; Türkiye de Fenerbahçe’dir…” sözünün anlamı, Türkiye’deki sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmelerin doğrudan izdüşümünün Fenerbahçe Spor Kulübünde ve camiasında birebir yansımalarının görülmesi ile ilgilidir sanırım. Mustafa Denizli, bir mülakatında, “Fenerbahçe şampiyon olduğunda Türkiye’deki ekonominin seyri ve piyasaların tepkisi olumlu anlamda oldukça etkili olur…” anlamındaki sözleri beyan ederken bu duruma işaret etmekteydi.

“Fenerbahçe Cumhuriyeti” adlandırmasının da içerdiği anlamlar, bu etki ile de yakından ilgilidir. Bu yüzden, son dönemlerde, Türkiye’nin yaşadığı sosyal, kültürel, ekonomik ve en başta siyasi olayların Fenerbahçe camiasına etkileri ve Fenerbahçe camiasının bu olayların seyrine etkileri bu yazının ana problematiğini belirlemektedir.

Fenerbahçe Spor Kulübünün müstakbel Başkanı Ali Koç, Fenerbahçe'nin Kulüp Başkanlığı seçimi için toplanan olağanüstü genel kurulunda bir Ramazan gününde kürsüye su isteyip herkesin gözü önünde ve kameralara karşı içmişti. Aynı genel kurulda Başkan Aziz yıldırım ise özellikle su ikramını geri çevirmişti...

Bu iki gösterge, aslında siyaset arenasındaki kamplaşmanın ve hayat tarzı tercihlerinin spor arenasındaki izdüşümüydü...

Bir tarafta, 20 yıldır Başkanlık koltuğunda oturan bir başkan ki, taraftarlar nezdinde artık gitmesi istenen bir diktatör... Öte yandan bu diktatöre(!) karşı ayaklanan bir taraftar kitlesinin umudu olmaya soyunan bir genç Başkan adayı... Sanırsınız ki Gezi ruhunun reenkarne halinin bir insanda tecessümü bu durum...

Ali Koç öyle bir adaydı ki, siyasette ve sosyal alanda kendilerini dışlanmış hisseden, mevcut iktidar tarafından hayat tarzlarını tehdit altında düşünen büyük kitlelere, kalabalıklara bir kurtarıcı Mesih mesabesinde umut olarak yapışılan bir aday...

Ezeli rakiplerin bu kitlelerin haleti ruhiyesine ve düşüncelerine yakın taraftarlarından bile neredeyse "-Ali Koç Başkan, Fenerbahçe Şampiyon!..." tezahüratları yükseliyordu...Sanırsınız ki bu aday; saz çalan, sempatik bir Demirtaş ya da çaresizlerin çaresi Mustafa Sarıgül veya Muharrem İnce...Rakip de sanki girdiği her seçimi her tür ittifak ve ayak oyunlarına, her tür vesayete karşı sürekli kazanan bir Recep Tayyip Erdoğan...

Ama seçim Aziz Yıldırım ve Ali Koç arasındaydı... Veya öyle olduğu düşünülse de aslında yine bu hesaplaşma ya da kamplaşmanın arkasında Ak Parti-CHP kavgası vardı aslında...Veya endişeli modernler ile muhafazakarların; laiklerle anti-laiklerin...

Seçim sürecinde ve sonrasında sergilenen performanslar ve söylemler de bunu doğrulamaktadır...

Ali Koç da, geçmiş dönem performansı dikkate alındığında sadece Koç sermaye grubunun bir patronu değil aynı zamanda bu ailenin bir bireyi olarak ailenin, Cumhuriyet dönemi boyunca sosyal, siyasi, ekonomik meselelerde Türkiye’ye yön veren misyonunun da bir temsilcisi bir öncüsüdür. Her fırsatta ülkenin hassas meselelerinde öne çıkıp, tavır ve düşünce beyan eden Koç, gerek Gezi olaylarında gerekse 15 Temmuz hadisesinde olsun, Laiklik, Atatürkçülük ve demokrasi vurgulu ve içerikli konuşmalarla, Hükümete yol gösteren, aba altından sopalar, imalı demeçler veren bir figür olarak neşvü nema bulmuştur. Bu tarz siyasi tavırları ve düşünceleri ifade etme cesareti ve iştahı Koç ailesinin Vehbi Koç’tan devraldıkları ve 2000’li yıllar öncesinde ülkeyi her açıdan domine eden TÜSİAD kültürünün de bir mirasıdır.

Ali Koç, bu anlamda belli çevrelerin sözcüsü ve öncüsü olma yolunda kararlı adımlarla Fenerbahçe Başkanlığına yürüyen bir performans sergilemiştir. Bu performansı, 1907 Fenerbahçeliler Derneği Başkanlığı ile başlayan ve Aziz Yıldırım’ın Başkanlığındaki yönetimlerde bizzat bulunarak camianın işleyişini en yakından tecrübe etmesi ile giderek pekişmiştir. Böylece Başkanlığa giden yolun uzun ve meşakkatli tarafını sorumluluk alarak üstlenen ve adeta halk içinden çıkan bir adam imajını uzun yıllar inşa eden bir çabadan söz edilebilir.

Yani bu back Round,  Ali Koç ve Koç ailesi için, halk nezdinde elitist görünen, halktan kopukluk imajını onaran bir işlev görmüştür. Koç, gerek genç taraftarlar içindeki etkin rolü ile gerekse Fenerbahçe’nin 15 Temmuz sürecindeki camianın yanında yer alan duruşu ile ve şampiyonluğun Galatasaray’a kaptırıldığı maç sonu olaylarında, sahada taraftarların içinde bizzat bulunup onları yatıştıran performansı ile bu imajı fazlasıyla onarıyordu. Aslında bir türlü iktidara gelemeyen CHP için iktidara giden yolun taşlarını ören yolun da bir göstergesi oluyordu Ali Koç’u Başkanlığa kadar götüren bu süreç.

Ali Koç'un eski Başkan, Aziz Yıldırım’ın 20 yıllık bir iktidar dönemini sonlandırması, Recep Tayyip Erdoğan karşısında 16 yıldır her türlü yolu deneseler de bunu bir türlü başaramayan pek çok siyasi muhalif çevreler için bir ilham kaynağı ve moral motivasyon unsuru oluşturmuştur...

Ancak bu başarı hikayesinin bugünlerde tersine dönen yönleri de bu çevreler için oldukça can sıkıcı…

Muhalif çevreler için Öğrenilmiş çaresizliğe beş kala gelen bu son dakika golünün zafer sarhoşluğu ile işe başlayan Ali Koç ve O'nu alkışlayan çevreler nezdinde şimdilerde çok ciddi bir hayal kırıklığı var...

Fenerbahçe Kulübü, tarihinin en sefil sezonunu yaşamakla kalmıyor aynı zamanda ilk kez küme düşme korkusu yaşıyor. Kulübün bütçesi ve kasası adeta Kılıçdaroğlu döneminin batan SSK'sı gibi...Kulüp, IMF kılıklı FİFA, UEFA denetçilerinin elinde bir rehin gibi...Adeta, Eski Türkiye'den manzaralar seyrediyoruz...

Meşhur su hadisesindeki ve FETÖ ile mücadeleye devam kararlılığındaki Aziz Yıldırım son zamanlarında aynı zamanda yerli hoca ve teknik ekiple devam amacındaydı. Bu amaçlar Aziz yıldırım tarafından yerli ve milli bir söylem ve eylem pratiği ile sürekli kamuoyuna gösterilmekteydi...

Aslında ideolojik dünyaları ve yaşam tarzları neredeyse aynı olan Ali Koç Ve Aziz Yıldırım’ın bu karşı karşıya gelişlerinde, ülkemizin yaşadığı son olayların sonuçlarından biri olarak kişiler kurumlar ve gruplar arasında artık anlaşılması güç ne tür ittifaklar ve ayrışmaların olduğunu göstermesi açısından oldukça ilginç bir durumdur. Ali Koç ise, gerek seçime giden veya götüren 1 yıllık süreçte gerekse, hasbelkader seçildiği başkanlığının ilk icraatları olarak CHP'nin klasik tarihsel düşünme ve davranma kodu olan Batılılaşma eğilimini hayata sokmuş, Hollandalı teknik ekibe ve Fransız sportif direktöre koskoca camianın anahtarlarını teslim etmiştir...

Ali Koç, gelir gelmez ayağının tozuyla tarihin en kötü kadrolarından birine lig ikinciliği ve kupa finali kazandırmasına rağmen, Aykut Kocaman'la yollarını ayırmış FETÖ Kumpası ile tarumar edilmiş camianın haklarının korunacağına veya, davalar ile ilgili süreçlerin takipçisi olacağına dair hiçbir işaret vermemiş ve hiçbir tavır ortaya koymamıştır...

Ali Koç, tüm bunları yapmadığı gibi, bu hakları, davaları yok sayan, camianın son 15 yıldır yaşadığı travmaların musebbiplerine karşı adeta günah çıkartmakta ve önceden verilen mücadelelerin mesruiyyetine halel getirecek bir uzlaşma tavrı ile hareket etmektedir.

Kulübün Aziz Yıldırım döneminde taarruzkar bir biçimde ortaya koyduğu mücadele ruhunun tam tersine kulübün kültürel, tarihsel mirasını reddedip apologist bir tavırla Fenerbahçe'nin mağduriyetlerini sümenaltı eden tavırlar sergilemektedir...

Adeta, Osmanlının kültürel tarihsel mirasını reddeden ve işgalcilerden özür dileyen bir tavırla "-Yurtta sulh cihanda sulh..." mefküresini benimsemiş bir Cumhuriyetçi ile karşı karşıyayız...

Devrik padişah Aziz Yıldırım'ın hain ve Kızıl Sultan ilan edilmesi an meselesidir... Burada adeta, trajedik bir komedya ile karşı karşıya kalıyoruz ve tarih ile tekerrürün bildik kaderini yaşıyoruz...

Ali Koç'un tüm rakip kulüplere karşı sergilediği barışçıl tavırları ve zeytindalı uzatma denemeleri ise aslında sadece Aziz Yıldırım tarzı bir yönetim anlayışına değil Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsındaki siyasal iktidar döneminin iç ve Dış politikadaki agresif tavırlarına karşı bir nazire gibidir..."-İktidara gelirsek Esed ile görüşür, anlaşırız..." siyasetinin izdüşümünü Ali Koç, Galatasaray ve Trabzonspor deplasmanlarında yerini alarak göstermiştir...

İlk devrenin son haftasına girilirken takım ligin son sırasına demir atmak üzeredir ve takımın geldiği bu durumdan kurtarılması için uzun süre Aykut Kocaman Ersun Yanal sesleri arasında büyüyen kararsızlık neticede Ersun Yanal tercihinin kerhen yapılmasını beraberinde getirmiştir...

Kerhen, çünkü Batıya, Batılılara itikadı sarsılmaz olan Beyaz Türkler Burjuvazisinin son evladiyesi Ali Koç'un bu durumda bile yerliye olan alerjisi devam etmekte ancak hayat tarzı ve ideolojisi anlamında kendisi gibi beyaz olan bir yerlide kerhen karar kılması bir zorunluluk sonucu olmuştur... Aykut Kocaman da aslında Ersun Yanal tarzı bir dünya görüşüne sahiptir yani denilebilir ki Ersun mu Aykut mu? Tercihi arasına sıkışmış Koç için ikisi de öncelikli tercihler değildi… Aykut Kocaman’ın Aziz Yıldırım ile teşriki mesaisinin ya da bu anlamda cemayizilevveline güvenmemesi ve taraftar baskısına karşı koyamayan Koç, en sonunda istemeden de olsa Ersun Yanal tercihini yapmak zorunda kalmıştır. Yerli beyaz Yanal ile bakalım işler nereye varacak?

Fenerbahçe'nin başındaki 20 yıllık iktidarı sonlandırıp başına geçen ama Fenerbahçe’yi de baş aşağı eden Ali Koç deneyimi; CHP'nin, Ak Parti iktidarına son vermesi durumunda ülkeyi getireceği nokta hakkında da fikirler vermektedir...

NOT: Bu yazı, Yerli beyaz Ersun Yanal'ın ilk maçı sonrasında kaleme alınmıştır... İlk maç Fenerbahçe'nin ahvalini anlatan bir türkü ile sonlandı..."-Erzurum çarşı pazar oyyy,
Leylim amman aman...leylim amman aman..."

Sonraki Antalyaspor maçının akibeti de Fenerbahçe ve Ali Koç’un ahvalinin dibe vurduğunun son resmi olmuştur. Koca Çınar Fenerbahçe, ligin son sıralarına demir atmıştır…Artık umutlar, ikinci devreye camiayı saran endişeli, meraklı bir bekleyişle bir başka bahara saklanmıştır. Umarız ki koca çınarın akıbeti siyasi kamplaşma ve kutuplaşmaların bir kurbanı olmakla son bulmaz her şey giderek güzelleşir… Çünkü yazının başında söylenen söz sonunda da  geçerlidir: “Fenerbahçe Türkiye’dir, Türkiye de Fenerbahçe’dir.”

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yorumlar

Serkan şayan29 Ocak 2019, Salı - 16.31

Müthiş bir analiz

Yazarlar