Aydın AKTAY

Aydın AKTAY

aydinaktay@sakarya.edu.tr

İslami Kesimin Demokrasi ile İmtihanında Son Perde

İslami Kesimin Demokrasi ile İmtihanında Son Perde

Aydın AKTAY

İslami Kesimin, Demokrasiye dair yıllara sair edindikleri ezberlerin değişmesi ve kazanılan yeni perspektif, siyasal alanın bir imkan olarak değerlendirilmesinin önünü açtı.

Mısır'da Tunus'ta ve Türkiye'de Müslümanların siyasetin bir öznesi olacaklarına dair son 15 yıldır yaşadıkları deneyimleri, demokrasiyi zulümlerinin bir kalkanı olarak kullanan müstemlekeleri rahatsız etmeye başladı.

Yaşanan son gelişmeler, Müstemlekecilerin, acıkınca yedikleri helvadan putlarının gerçek yüzü ortaya çıkmaya başladı...İnsan hakları, Demokratik ilkeler bazında artık batının bir kaç adım önündedir Müslümanlar ve moral motivasyon açısından da fark atıyorlar...Bu yüzden dünyanın her tarafında müstemlekeler, artık demokrasi oyununu tehlikeli görmeye, vesayet odaklarını, diktatörlükleri yeniden ihya etmeye koyuldular.

Türkiye'de, sadece üslubunu bahane ederek, diktatörlükle ve anti demokratlıkla suçladıkları ve karşısında destekledikleri, Gezi kalkışmasıyla RTE’yi köşeye sıkıştırdıklarını zanneden sahte demokrasi havarilerine artık, yeterli destekleyici taban anlamında kimse kanmıyor. 15 Temmuz vesilesiyle sahaya sürdükleri taşeronlarından da umudu kesmek üzereler.

Mısır'da, seçilmiş meşru hükümete ve Mursi'ye karşı düzenlenen darbeye sessiz kalmakla yetinmeyip açıkça destek veren müstemlekeler için yenilecek helvadan yapılma son demokrasi stoku da tükenmiştir.

529 İhvan mensubunun bütün dünyanın gözü önünde, bir tiyatro sahnesi performansında yargılanmaları ve idama çarptırılmaları karşısında sessiz kalan demokratik(!)dünyanın zaten bir gösteriden ibaret olan kör vicdanı bile artık pas tutmuştur. Müslümanlara artık anlatabilecekleri bir demokrasi masalları kalmamıştır.

Batının emperyalist geçmişinin ve kötü emellerinin bir Truva Atı olarak, yıllarca bir Altın Buzağı işlevi görmüş ve insanları sömürmek amaçlı kullanılan demokrasi, özellikle Müslümanların elinde artık dünyanın her tarafında emperyalistlere, acıktıkça yedikleri bir helvadan puta dönüştürülmüş durumdadır...

Dünyanın her yerinde artık vesayetçi tüm odakların anti demokratik tutumları yüzünden, yüzlerindeki maskeler düşmüştür. Yıllarca, insanlara vaat ettikleri adalet, eşitlik, özgürlük rüyalarının yalan olduğunu anlayan kitleler, artık bu yalanın gerçeğe dönüşmesi yolunda giderek artan bir beklenti ve umutla yani gerçek anlamda bir demokrasinin tesis edilmesi için harekete geçmişlerdir.

Bu demokrasi eskisinden farklı bir demokrasidir ve bu Demokrasinin yeni versiyonu, (Neo Demokrasi de denilebilir) artık emperyalistlerin başına bir bela olmuştur. Bu yüzden, özgürlükçü, eşitlikçi ideolojilerin adresi artık İslam Dünyası olacaktır denilebilir ki, son 15 yıldır bu böyle olmaktadır. Demokrasi, artık bu vesayetçilerin kendi ayaklarına sıktıkları bir kurşun, bindikleri dalı kestikleri bir belaya dönüşmüştür.

Demokrasiyi yıllarca bu bölgelere bir can simidi gibi pazarlayan müstemlekeler, bölgedeki İslami potansiyelin bu çağrıya kitleler halinde olur vermeleri karşısında şimdilerde bir panik hali yaşamaktadırlar…Batı cephesinde bu durum yaşanırken, trajikomik bir şekilde Demokrasiye “Batı icadı, gavur oyunu” muamelesi çekenlerde de eş zamanlı bir şekilde demokrasi aleyhtarlığı güçlü bir vurgu ile sahnededir…Böylece gavur Batılılar ile İslami kesimin bir şaka gibi Demokrasi karşıtığında bir ittifakı kurulmuş oluyor…Suudi ve BAE’nin destek ve teşvikleri ile başarılan Sisi Darbesine aynı destek ve teşviği Demokratlıklarından asla taviz vermeyen(!) Batı dünyasının da vermesi anlatmak istediğimiz durumu somutlaştıran en bariz delildir…Türkiye’de de aslında bir darbe kalkışması olan Gezi benzeri hareketlerin destekleyici kitleleri arasında Batı karşıtlıklarıyla malum kişi, cemaat ve oluşumların olması da aynı şekildedir…

Tüm bu tezatlıklar ve olgular göstermektedir ki, İslam Dünyası için içine düştüğü sorunlardan kurtularak yeniden ihyasının bir imkanı olarak siyaset ve demokrasi mücadelesinin yeniden değerlendirilerek yorumlanması çok büyük bir aciliyet gerektiriyor… 

Yalanlarla örülen bir dünyanın sonuna gelirken, Müslümanların da yedeklerinde biriktirdikleri bazı ezberleri revize etmelerinin zamanı geldi de geçiyor.
Değişim karşısında direnme tavrını öne çıkartanlarda değişime karşı direncin arka planında ne tür korkular var ve bu korkuları besleyen ne tür muhafazakar dürtüler yerleşik?

Bu sorulara cevap bulduğumuzda, değişime karşı ortaya koyduğumuz argumanların ne kadarının akıl ve ruh sağlığına uygun olduğunu da belirlemiş oluruz...

Yıllarca kabullenilmiş bazı düşünce ve tavırların değişmesinin gerekliliğine karşı bu yerleşmiş kabullerin ve edinilmiş davranış kalıplarının, alışkanlıklarının ortaya çıkardığı zihinsel ve fiziksel konforların tehdit altında olması, değişim karşısındaki bariyerler olabilir mi?

Eğer böyleyse, pek çok değişme, davranış ve düşünce işaretleri ve tavırlarını bizim yozlaşma olarak görmemiz, aslında komplekslerimizden kaprislerimizden ve korkularımızdan besleniyor olabilir mi?

Bu kompleksler, korkular ve kaprisler, çoğu zaman bizim haksızlığımızın, yanılgılarımızın önünde kocaman setler gibi dururlar da haberimiz bile olmaz. Derin muhafazakarlık bu şekilde en değme devrimcilerin ruhuna siner de kendileri de bundan bihaber olurlar...

Sorarsanız bunlara, oldukça güvenli bir adada kendilerini her türlü yozlaşma ve bozulmaya karşı güvene aldıklarını zannedersiniz, ama aslında tepeden tırnağa korku, kaygı, kompleks ve kaprisle donanmışlardır. Değişme cesareti, yanıldığını düşünüyor olma hissi bunlara uğramaz...

Statükoculuk ve sabiteler hayatlarını kuşatmıştır. rüzgar her türlü eser de rotalarını değiştirmezler. Oysa, rüzgar çoktan gemilerini ters tarafa döndürmüştür farkında olmazlar...

Fıkıh denilen aygıt, ellerinde hep aynı yönü gösteren bozuk bir pusulaya, hep aynı vakti gösteren bozuk bir saate dönüşmüştür. Günde iki kez doğruyu göstermesi bu saate olan inancı tazeler sadece...

Yeni bir saate ihtiyaç olduğunu bilirler ama saati değiştirme iradesi gösterirlerse bunun maliyeti, alışkanlıklar, zihinsel ve fiziksel konforun tehdit altında olacakları korkusu, bu değişim iradesini ortaya koymalarını engeller.

Demokrasi kavramına karşı ezberlenmiş dogmatik birtakım rezervlerle statükoculuğu besleyen muhalifliklerini "biz bu saatle, pusulayla, rotayla gideriz" diyerek bir inada dönüştürmeleri ile doğan kompleks ve kaprisler günde iki kez doğruyla yetinmelerini beraberinde getiriyor...

 

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar