Aydın AKTAY

Aydın AKTAY

aydinaktay@sakarya.edu.tr

PAZARTESİ SENDROMUNA KARŞI İLAÇ GİBİ BİR FİLM

PAZARTESİ SENDROMUNA KARŞI İLAÇ GİBİ BİR FİLM

Aydın AKTAY

"Güneşli Pazartesiler" filmi, son yıllarda seyrettiğim en gerçekçi hikayelerden biri.

Bu filmde, İspanya'daki kapitalistleşme süreci, modernleşme ve değişim rüzgarlarına ayak uydurmaya çalışan, ama çoğunlukla ayak uyduramayan, küçük insanların büyük dramları anlatılıyor.

Değişimin, dönüşümün parçalanmış aileler üretmesi ve bu süreçte, bireyselleşme ve yalnızlık tonları, sendikal haklar elde etme mücadelesinde birbirlerini satan işçiler karşısında kazanan patronların, kısacası bu filmde, sistemin ürettiği çarpık ilişkilerin, kentsel dönüşüm entrikalarıyla yerinden edilenlerin ve daha bir çok sorunun hikayesi betimlenmiş...

İşsizliğin nasıl dramatik hayat hikayeleri ürettiği o kadar doğal bir gerçeklikle sunuluyor ki, baş rol oyuncusu Javier'in karizmatik oyunculuğu oldukça dikkat çekiyor...

Şiddetle ve ısrarla tavsiye edilir...

Pazartesiler, işsizler için güneşli de olsa derttir, işe gidecekler için de ayrıca derttir...ve işi olmayan için haftanın hangi gününün olduğu da aslında çok önemli değildir...

Değişen ve dönüşen zamana, zemine karşı nasıl çırpınışlar yapar insan, hangi taklaları atmak durumundadır? Soruları bu filmle birlikte daha anlamlı cevaplar buluyor…

Film, İspanya'yı anlatıyor ama sanki mahallemizde çekilmiş, bizim hikayelerimizi anlatıyor... Filmin uzun hikayesi ise şöyle özetleniyor:

“Pazartesi.." pek çoğunuzun nefret ettiği gün, belki de cuma günlerini sevme nedeniniz.. İş başı yapılan gün, işçinin paydos vakti gelene kadar emeğini sarf ettiği gün.. Güneşli olmasına dahi sevinemediğiniz o güne uzak kalanların filmi…

“Pazartesi”leri ellerinden alınan bir avuç tersane işçisinin hayatlarından kesitlerle yüzleştiğiniz, son zamanlardan tanıdık gelen bir film.

Biri evliliğinde maddi imkan(sız)lıklardan doğan sorunlarla boğuşan; biri umudunu iş görüşmelerinde yaşatan, genç görünmek uğruna saçını boyayıp oğlunun kıyafetlerini karıştıran, biri karısı tarafından terk edilmiş, ömrünün son yıllarını “boşlukta” yaşayan, biri ise hayatı hiç umursamayan, kendi deyimiyle “düşmemiş, kendini bırakmış” üç dostun; çıkarılacakları tersaneden tazminat almayı kabul etmemiş ve beş parasız kalmış dört kafadarın, her akşamı aynı tersaneden iş arkadaşlarının “kafayı kullanarak!” aldığı tazminatla açtığı barda noktalanan yaşamlarını konu alan, insanı gerçek öykülerle yüz yüze getiren bir film.

Filmin bu denli beğenilmesinin iki temel unsuru var. Bunlardan biri şüphesiz Javier Bardem.

Her filminde hem fiziksel, hem karakter olarak birbirinden farklı rollerde hayranlıkla izlediğimiz İspanyol oyuncu, bu defa grubun doğuştan gamsız, doğuştan karizmatik elemanı olarak göze çarpıyor.

İşten çıkarılma sürecindeki ayaklanmada kırdığı lambanın tazminatını “etik açıdan doğru bulmadığı için” ödemeyi reddeden, belki bu yüzden lamba takıntısı oluşmuş bir figür…

Filmin dikkat çekici olmasında ikinci unsur ise; kapitalizme sert bir eleştiri getirmeden, tabiri caizse “çaktırmadan” işçi sınıfının yanında yer alışını hissettirmesi...

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar