28 ŞUBAT’I HATIRLAMA ETKİNLİKLERİNİN PSİKOANALİTİĞİ - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Aydın AKTAY

Aydın AKTAY

aydinaktay@sakarya.edu.tr

28 ŞUBAT’I HATIRLAMA ETKİNLİKLERİNİN PSİKOANALİTİĞİ

28 ŞUBAT’I HATIRLAMA ETKİNLİKLERİNİN PSİKOANALİTİĞİ

Aydın AKTAY

-28 Şubat anmalarının hedefledikleri üzerine çok düşünmek gerekiyor. Özellikle bazı sorular eşliğinde: Bu anmalar, Ne tür mesajlar içeriyor? Kimi etkilemeyi hedefliyor? Neyi amaçlıyor?

28 Şubat, Şüphesiz ki bu ülkenin mütedeyyin, muhafazakar, müslüman kimliğini öne çıkartan tabana yönelik bir suikast girişimi idi. Bu suikastın hedefini isabet ettirip ettirmediği, amacına ulaşıp ulaşmadığı bugünümüze bakılarak cevaplandırılmaktadır…

Hatta bin yıl sürecek denilen bir tasalluttan şimdiki duruma geçişin üzerinden 10 yıl bile geçmedi deniliyor, ironik olarak…Ve bu cümle biraz da o sürecin aktörlerine karşı bir zafer edasıyla ve istihzai olarak dile getiriliyor, gerçekte durum bu mudur acaba?

Oysa, 28 Şubat fiilen son bulsa da onun ürettiği sonuçlar ve hedeflenen kitleler üzerinde yarattığı tahribatlar, travmatik semptomlarla ilgili olarak ve o iklimin yetiştirdiği insan tiplerinin davranış özellikleri üzerinde konuşulacak o kadar çok şey var ki, mütedeyyin çevrelerde matbuat ve yayın dünyasında ve diğer ilgili merkezlerde buna çok da yoğunlaşıldığı söylenemez…

28 Şubat üzerine düzenlenen etkinliklerle, bu tarz bir operasyonun bir daha gerçekleşmemesine yönelik kamuoyunda bir bilinç oluşturma amacı ilk hedefler arasındadır.

Yine bu etkinliklerle diğer kitlelerin mevcut iktidara yönelik eleştirilerine, muhalefetine “-ama bakınız, sizin iktidar zamanınızda da bizler bu haldeydik” içerikli rövanşist temayüller göze çarpmaktadır.

28 Şubat anmalarının şubat ayı içinde yoğunlaşmasının bir diğer hedefi ise yeni kuşaklarda darbelere dair bir bilinç geliştirmek “'-Bakınız neler çektik bunlardan?” tarzında sitayişlerle  bir kimlik bilinci oluşturmaktır. Bunun, kutuplaşma ve geçmişten bugünü inşa edecek bir nefret söylemi inşa etmek gibi bir sakıncası vardır…

Tarihin derinliklerinde kalmış Kerbela söylemi ve mağduriyeti üzerinden bir kesimin diğer kesim üzerinden nasıl bir nefret söylemi geliştirdiğinin örnekleri ile doludur Türk-İslam sosyal ve siyasal tarihi…Ama ne kadar şanslıyız ki  Türkiye de Müslümanlar bunu gerçekleştirecek araç-gereç, yetenek ve gelenekten yoksundurlar…ya da bunu beceremiyorlar…ve beceremezler…

Keza ülkücüler, vaktiyle en az onlar kadar mağduriyet yaşamalarına rağmen, nasıl Türk Solunun 12 Eylül’de yaşadığı ve halen destansı bir şekilde her tür kanalla  mağduriyetini ifade etme ustalığına erişememiş olduğu gibi, bu ülkenin mütedeyyinleri de ne istiklal mahkemeleri ve milli şef döneminde yaşadıkları Türkçe ezan eziyetini ne de 28 Şubat mağduriyetlerini yeterince gündeme getirmeyi becerememişlerdir.

Oysa bir örnek olarak Tarık Akan bile 12 Eylül’de hasbel kader göz altına alındığı bir iki gecelik karakol macerasından bir dram üretip “anne kafamda bit var” adlı bir kitap yazarak bu çevrelerde pazarlama; belki de bunun filmini çekip bundan nemalanacak kadar becerikli olabilmenin örnekliğini sergiliyordu.

Algı yönetimi ve PR çalışmalarıyla mağduriyetten saltanatlar devşirme başarısı denilince akla ilk gelen ise; sözde Yahudi soykırımı (Holocoust) üzerinden devşirilen iktidar alanları ile Filistin ve Ortadoğu’da Hitler’e rahmet okutturan İsrail gelmektedir…Oysa daha yakın tarihimizde Avrupa’nın gözü önünde daha vahşi bir soykırıma tabi tutulan Boşnakların sesi İsrail kadar gür çıkamamıştır…

27 Mayıs ve 28 şubat darbelerinin ve  12 mart muhtıralarının aktörü Türk solu da performans olarak Yahudilerden geriye düşmemektedir. Çünkü söz konusu tüm askeri kalkışmaların hep kendilerini hedeflediğini ustalıkla pazarlamaktadırlar…Burada kültür endüstrisinin türlü imkanları araç gereçlerini ellerinde tutmalarının büyük rolü vardır.

28 Şubat anma etkinliklerinin, mevcut iktidarı destekleyen muhafazakar kesimlerde; şimdiki günahlarının bir kefareti olarak; sürekli geçmişte yaşanan zulümlere işaret etmek gibi tehlikeli bir ruh haline sahip olmak gibi bir sakıncası vardır…

Bugün 28 Şubat anmalarını özellikle gündeme getirenlerin bir kısmı oysaki o süreçte iyi bir imtihan vermemişlerdi. Bunlara örnek olarak; 28 Şubat süreci boyunca müslüman patronların bir çoğunun başörtülü mağdurları ile girdikleri ilişkilerde gösterdikleri performans içeriği çok da iyi bir imtihan sürecini temsil etmiyordu…

Yeşil sermaye olarak tesmiye edilen sınıfın istihdam politikalarında, 28 şubat iktidarının belirlediği kriterleri neredeyse harfiyen yerine getirme uysallığı, ücretlendirme politikaları, bugünlerde abdestli kapitalizm veya antikapitalist Müslümanların mevcut  potansiyelini beslemiştir…

Kısaca, mağdur kesimleri piyasa koşullarını mazeret göstererek asgari ücretle ve kötü mesai ve iş koşullarında çalıştırarak sahip çıktığını bir minnet edasıyla gösteren bu patronlar sömürü düzeninin çarklarını değiştirmek konusunda asgari hassasiyet beklenen bir sınıf olarak bizim burjuvamız olarak sınıfta kalmıştır…

Çok nitelikli bir iş gücünü temsil eden başörtüsü mağdurlarını ve inancından dolayı devletin kurumlarından atılan İslamcıları istihdam ederken bizim burjuvamız ucuz işgücü olarak kullandıkları bu kesimlere yönelik haksızlıklarını piyasa kriterlerinden hiç de taviz vermeyerek uzun süre sürdürdüler…

Bu performansı ile sadece Müslüman patronlar değil aynı zamanda her sosyal sınıftan mütedeyyin ebeveynler; yaşadıkları travmaların etkisi ile çocuklarını refah içinde, izole ortamlarda onlar yerine sıkıntıyı göğüsleyip, onlara sorunsuz bir hayat yaşatma konusunda psikoanalitik bir analiz gerektiren bir performans ortaya koymuşlardır.

Neo liberal politikaların ülkemizdeki en büyük taşıyıcıları olarak çocuklarında oluşacak seküler bireyselci yaşam konforunun temellerini attılar…o ebeveynler 28 Şubat’ta hayallerini erteleyen istekleri engellenmş bir kuşaktı, sonradan bu istek ve hayallerini çocukları üzerinden gerçekleştirmek gibi bir ruh hali ile yaşadılar.

İslamcı Muhafazakar ailelerin "-benim kızım keman çalacak, yabancı dil öğrenecek" hayalleri, “-oğlum saz çalsın, sosyal olsun" projeleri batılılaşmacı osmanlı aydınlarının çocuklarına piyano çalmayı ve fransızca öğretme takıntısına benziyordu. işte bu proje çocukları ebeveynlerinin hayallerini yaşıyorlar şimdilerde...

Yeni kuşakları bir de ebeveynlerinin bu ertelenmiş hayalleri ya da hayallerinin taşeronu olarak okumak mümkün müdür?

Özel siteril ortam ve mekanlarda güvenlik içinde büyütülen bu fanus bebeleri şimdilerde kömürcü makarnacı bidon kafalı ebeveynlerine ayak diretiyorlar...laf dinlemiyorlar gezip tozuyorlar...ebeveynleri çocuklarının konuştukları ile oldukça yabancılar... yabancı dilleri var artık çocuklarının...koskoca bir iletişimsizlik var şimdi aralarında...

Bugün, 28 şubat mağduriyeti ile malul ebeveynlerin  yetiştirdiği bir kuşak sorunumuz var…ebeveynleri ile aynı dili konuşmayan, aynı hassasiyetlere sahip olmayan…ve de yaşanan süreçler hakkında bir bilinç de geliştirememiş olan bir kuşaktır bunlar…

Ebeveynleri gibi gecekondulardan kent merkezlerine yürümek zorunda kalmamış; çevreden merkeze yürüme davası olmamış; bu ülkenin zencileri muamelesi görmemiş; aksine konforlu bir yaşam olanakları ile büyümüş; steril ortamlarda toplu konut mekanlarında, kolejlerde rehber öğretmenler gözetiminde ya da yurt dışında eğitim olanakları ile yetişmiş bir eli yağda diğer eli balda nur topu gibi bir kuşaktır bunlar…

Korunaklı güvenlikli ve steril yaşam adacıklarında sitelerde büyütülen ve hali vakti yerinde olmayan diğer Müslüman çocuklardan farklı koşullarda yetişen bu çocuklar gelecekte Müslümanların yaşaması muhtemel sınıf çatışmalarının ilk nüvelerini de oluşturmuşlardır…

Müslümanların bir kısmının merkeze yerleşmesi diğerlerinin ise çevrede kalma mecburiyetleri ile ikiye bölünen bir İslam, Müslümanlık algısının doğmasının sonuçlarını da 28 Şubat etkisine bağlamak dolaylı olarak mümkündür…

Tabi ki bu gelişmelerin küreselleşme ve kentleşme politikaları ile doğrudan ilişkisi de göz ardı edilemez…Ancak 28 Şubatın hemen akabinde ya da süreci içinde yaşanırken bu gelişmeler, mütedeyyinlerin destek verdiği bir parti iktidardadır…

Sanırım; bu 28 Şubat anmalarında görülen yoğunluk ve endişelerin kaynağı bu kuşağın gelecekte ne tür eğilim ve düşünceler içinde olacağına dair mütedeyyin kesimlerde yaşanan panik halidir…Çünkü, sonraki kuşağa devredilememiş bir hafıza sorunu bu kuşakların elden çıkmasına kaybolmasına neden olabilir…

Cumhurbaşkanının ısrarla “-Dindar nesil istemesinin” “her yere imam hatip liseleri” kurma çabasının iktidar nezdinde yaşanan paniği ebeveynler nezdinde de yaşanıyor… Bu panik haline mütedeyyin ebeveynleri sokan milat olarak gezi olayları gösterilebilir…

Çünkü, bu olaylarda yer alan kitlenin içinde kendi çocukları da vardı…Bu nasıl mümkün olabilirdi? İşte bu soru bugünlerde bu kuşaklarda bir tarih bilinci oluşturma gayretlerini de çoğalttığı için 28 Şubat anmaları da bu panik halinde türlü kanallarla ve etkinliklerle yürütülüyor… Bu durumu derhal değiştirmek gerekiyordu…ve peşinden gelen fizibilitesi yapılmamış acil eylem paketlerinin temsilcisi olan, her yere konuşlandırılan ama ebeveynlerin göndermekte zorlandığı imam hatipler var…

28 Şubat anmalarında bir fırsat olarak sürekli çekilen sıkıntılar uğranılan mağduriyetlerle yeni kuşaklara verilmek istenen mesajın da arka planında aslında bu kuşakların geleceğine dair duyulan yoğun kaygı durum bozukluğu hissedilebilir…

Böyle yoğunlaştırılmış, içeriği mağduriyetlerle süslenmiş bir söylem yeni kuşaklar açısından ne ifade ediyor o da ayrı bir sorundur…

Çünkü yeni kuşaklarda bu tarz söylemlerle bir türlü geliştirilemeyen bu kimlik bilinci bugünlerde Müslümanların en büyük açmazlarındandır…

“-Biz nerede hata yapıyoruz, çocuklarımız bizim bu çektiklerimizi anlamakta neden bu kadar zorlanıyorlar” diye

Aslında bu bize kuşaklar arasında dönem dönem Türkiye’de sıklıkla karşılaştığımız bir rapliği hatırlatıyor “yemedik yedirdik; içmedik içirdik, sizin halinize bakın…” sitemleriyle dolu bir yeni jenerasyondan memnuniyetsizlik söylemi, demek ki her yerde her zaman  aynı imiş bu tepkiler…

28 ŞUBAT’IN TÜRK DEMOKRASİSİNE VE EKONOMİSİNE KATKILARI (NİMETLERİ)

-“Seni öldürmeyen yara güçlendirir.” Özdeyişi üzerinden düşünüldüğünde, 28 Şubat Ülkedeki müteddeyin kesim üzerinde böylesine ciddi bir yaradır…28 Şubat anmalarının yoğunlaştığı bugünlerde o sürecin kendisine ve aktörlerine yönelik ciddi bir eleştiri edebiyatı hakim…

Oysa, yeterince yapılan bu eleştiriler yanında 28 Şubat’ın ülke mütedeyyinleri üzerinde ne tür olumlu süreçleri beslediği üzerinde fazla durulmamaktadır…

Müslümanların neredeyse itikat halinde algıladığı hayır-şer dikotomisi üzerinden yola çıkarsak acaba bu sürecin hayır hanesinde neler vardır? Nasılsa şer hanesine çok şey yazılabilir…

28 Şubat’ın Hayır Hanesine Yazılacaklar Listesi:

-Toplumsal kurumlar arasında mutabakat sağlama stratejisinin keşfi

-Bu ülke insanının siyasi ve iktisadi istikrarsızlığın aktörlerine karşı tahammülsüz olduğunun ve mutlaka onları dışlayacağının keşfi

-Derin devlet namıyla tesmiye edilen grubun bir derinliğinin olmadığı çetelerden vesayet odaklarından oluştuğunun keşfi

-Bu ülke insanının din veya ideolojik dilin aşırı görselliğine ve teşhirine karşı tepkili olduğunun keşfi…

-Türk tarzı Müslümanlığın ciddi bir analizi gerektirdiği ve buna dair stratejiler ortaya koymanın gerekliliğine dair tespitlerin yapılması

-Hicretin, yurt dışına çıkmanın; özel sektörde olmanın girişimci olmanın bereketinin deneyimlenmesi

-İslamcılığın, köylü, taşralı, dilinin ve davranışların kentli bir bilince kavuşturulmasının önemi

-Ülkeye devlete topluma karşı aidiyet bilincinin yükseltilmesinin gerekliliği fikrinin kabulü

-AB kriterlerinin iç siyasette rahatlamanın bir enstrümanı olabileceğinin keşfi

-Statükoyu besleyen vesayet odaklarının elinde sömürü malzemesi olarak kullanılan ve onları  güçlendiren kavramların sahiplenilerek bu çevrelerin elinden alınması…Demokrasi, Laiklik, Atatürkçülük gibi…

-Gülen hareketinin bu süreçteki performansı ve gücünün bir birliktelikle değerlendirilmesi,

Sonraki süreçte yaşanan yeni 28 Şubat’ların aşılmasında Ergenekon süreci, balyoz, yakamoz ayışığı, eldiven gibi askeri kalkışmaların bertaraf edilmesinde  cemaatle ya da sonradan 15 Temmuz kalkısması ile kriminal bir unsura ve Terör örgütüne dönüşen FETÖ ile  işbirliği aslında çok önemliydi… FETÖ vesayet odaklarinin geriletilmesinde etkin bir rol oynadı fakat sonrasinda eski vesayet odaklarinin bosalttığı iktidar alanlarına kendisi, ustelik uluslararası isbirligi ihaneti ile yerlesmeye calisinca surecin kazanimları heba oldu....

Ama yine de bu deneyim, askeri siyasi ekonomik vesayet odakları ile mücadelede başarılı olmanın yolunun bazı işbirliklerinden geçtiğinin anlaşılması da bu sürecin öğrettiği kazanımlardandı, her ne kadar bu işbirliğinin sonuçları kötü olsa da böyleydi…

-28 Şubat’ın failleri ile yüzleşilmemesi; mağduriyetlerinin yeterince tazmin edilmemesi…

O süreçte palazlanan yeşil sermayenin süreçteki performansı ile hesaplaşılmaması şer hanesinde yeterince üzerinde durulmayan ört bas edilen noktalardandır…

Sonuç olarak; İsmet Özel’in dediği gibi 28 Şubat, sadece tarihlerden bir tarih değildi…ya da merhum Erbakan’ın dediği gibi tarihte bir nokta da değildi…travmatik bir kuşak yaratan bir süreçti ve kendisi değilse de etkileri bin yıl olmasa da çok uzun süreceğe benziyor…

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yorumlar

Molla Kasım4 Nisan 2021, Pazar - 01.01

Erbakan hoca nın "Tarihte bir nokta dediği hadise, RPnin kapatılması" idi. 28 Şubat ta ve beceremedikleri için Demirel i devreye sokarak MV. Devsirip refahyol u devirip ülkeyi talan ettiler. Sağı solu, milliyetçisi laikçisi, güleni aglayani ve dâhi 5 li çetesi.

Ekrem hoca İstanbul2 Mart 2021, Salı - 20.29

Aydın hocam tespitlerin harika

Yazarlar