CAZİBE MERKEZİ BİR SAKARYA İÇİN… TURUNCU HİKÂYE - Adayorum Sakarya'nın Haber Sitesi
Altuğ BALCIOĞLU

Altuğ BALCIOĞLU

altugbalcioglu@gmail.com

CAZİBE MERKEZİ BİR SAKARYA İÇİN… TURUNCU HİKÂYE

CAZİBE MERKEZİ BİR SAKARYA İÇİN… TURUNCU HİKÂYE

Altuğ BALCIOĞLU

Sakarya doğusundan batısına, Karasu’dan Pamukova’ya kadar büyük bir potansiyel barındırıyor...

Vahada bir serap gibi duran bu coğrafya, büyük bir doğa turizmi potansiyeli ile birlikte ülkenin en gelişmiş sanayi kentlerinden biri; ama bu topraklar sanat alanında boşlukta savrulan bir gök cismi adeta. Ülkenin zenginliklerinden bu kadar yararlanıp sanatsızlığın dibinde yaşayanların kenti…

Sanat adına kastımın, yaşam biçimimden kaynaklı olarak “batı sanatı” olarak algılanmasını da arzu etmem bu arada. Yıkılan ve yerine allı 3D grafiklerle pullanıp servis edilen AFA Kültür Merkezinin yerine çivi çakılmamış olmasını bir kenara bırakarak kentin Türk sanat müziği alanında faaliyet üreten iki cefakar dernek dışında, süs odalarına hapsettiği ve kendini tekrar eden ebru sanatı taklitçilerini de yazayım ki niyetim iyice anlaşılsın ya da şehrin bakımsız marka caddesi Çark’ta bile zabıta zoruyla ötelenen sokak müzisyenlerinin gerçekten kötü müzik saldırılarına da değinmiş olayım…

Şehirden kopuk GSF mi dersiniz, yanında mısır patlaklarıyla sergi açılması senelerce pek doğal karşılanan sözde Kültür Merkezini mi suçlarsınız, tam olarak bilemedim. Şehirde kültürel birikim yok, entelektüel birikim hiç yok! Bu kültür içinde büyüyüp kendini, biçimsiz mimari çizimlerini, kalitesiz yapıların kötü müteahhitlerine teslim eden sözüm ona “High Society”den, ne bir mimari estetik ne de görsel çıkarım bekleyebiliriz!

Özel tiyatro yok, şehir tiyatrosu yok; bu kentin bir “sanat vakfı” bile yok. Kısıtlı imkanlarla elden avuçtan artırdığı ile iş üretmeye çalışan üç beş iyi niyetli insan haricinde üretim yapabilen de yok. Sokak sanatı yok, yapmak isteyen için duvar yok, çalacak köşe yok...

Gece hayatına can katan, binbir zorlukla aşılan bürokrasi ile alınmış ruhsatlarla güzel konserler üretmeye çalışan birkaç mekan var, daha iyileri için beyin, istek var; yerel otoriteden destek yok. Festival yok; ramazandan ramazana içinde kitap olmayan kitap evleri, sanat adına ses veren ilahilerden başka şehirde seda yok...

Bu şartlar altında kentte estetikten bahsetmek, kenti bir cazibe merkezi haline getirmek imkansız. Turist getirsen, gezdirecek yer; kabak satsan alacak adam bulamazsın. Bunların hepsi arasındaki ilişki için kitap yazılır ama yazsan bu şehirde okuyacak bir yönetici bulur musun?

Hiç sanmam!..

BİR GARİP TURUNCU HİKÂYE…

Dağıtılan ulufeden yararlanmak için Sakarya olarak canımızı dişimize takmış, komşu illeri kıskanır bir şekilde “turuncu kategoriye” girmek için çaba sarf etmiştik.

Esnaf dükkanlarını temizlemişti, elamanlarını çağırmıştı ve ardından Reis-i Cumhur’un yapacağı açıklamaya kilitlenmişti. Açıklama başladı ve bitti. Filmin sonunda, “acaba gerçekten sona mı erdi?” diye baktığınız cast akışına benzer bir şekilde kalakaldık...

Açılmadık!

Bakın açılamadık demiyorum, açılmadık diyorum!

Bir haftadır şunu rahatça gördük ki şehirde herkes bu haksız durumun çözümü için uğraştı. Başta hizmet sektörü işletmeleri olmak üzere STK’ler büyük bir çaba sarf etti, durum Engin Özkoç tarafından Meclis kürsüsüne dahi taşındı, iktidarından muhalefetine herkes yaşanılan durumun büyük bir haksızlık taşıdığını dile getirdi…

Eee peki sonra ne oldu?

Koca bir HİÇ!

Bu şehrin sözünü dinletecek bir tane insanı, bir tane kurumu olmadığı ortaya çıktı. Herkesin üstünde mutabık kaldığı bir durumu bile çözüme ulaştıramadık. Bu yazı yazılırken bu durum halen çözülememişti ve kırmızı iller halen açık pozisyondaydı.

Esnafın canı burnunda, insanlar adaletsizliğe isyan ediyor; hayatlarına devam etmek istiyor. Bu işin bu hafta çözülememesi şehri daha büyük sıkıntılara sokacak, esnafı telafisi zor noktalara götürecek. Hizmet sektörü bir yandan diyalog ile çözüm ararken diğer bir yandan da tüm seçenekleri masaya yatırmış durumda.

AVM’ler, pazarlar, kongreler, metrobüsler, uçaklar, oteller açıkken kendilerine yapılan haksızlığın peşini bırakma niyetinde değiller. Şehir kenetlenip bu durum karşısında sektörü yalnız bırakmamalı.

Her şeyden önemlisi de ekonomik ve sosyal hayatı düzenlemekle yetkili görevliler sosyal devlet olmanın gereğini yaparak esnafa, vatandaşa destek olmalıdır. Zira bizler belki kışı geçiririz; ancak yediğimiz ayazı unutmayız!

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz

Yazarlar